http://launch.groups.yahoo.com/group/turkmusikisi/message/9353
Degerli Arkadaslar,
Türk musikisindeki âhenklerin adlandirilmasi tartismasi belli bir sonuca
ulasti. Öncelikle, kimsenin kirmadigi - kirilmadigi bu tartismanin,
gelecekteki yazismalarimiza bir örnek olusturmasi dilegimi iletiyorum.
Âhenkler tartismasi dogal olarak iki konuyu daha gündeme getirmisti:
1. Notalama sistemimiz,
2. Solfej sistemimiz.
Bunlar belki sonuca baglanamadi ama her iki konuya deginen arkadaslarimiz
oldu. Ben de, sayin Bülent Okan'in mesajindaki su cümleyi okudugumdan beri
Türk musikisi solfeji ile ilgili bir yazi göndermeyi düsünüyordum:
"Bir kanuni müstahsen akord denilen akordda nihavendi hüseyniasiranda
çalarken niye mi sesine sol demek zorunda kalsin asil problem bunu
çözebilmekte."
Simdi sevgili Ozan Yarman'in bu konuya kisaca deginen yazisini vesile ederek
tasarimi yerine getirmeye çalisacagim. Önce bir anekdot:
Iki - üç yil önce Çiragan Musiki Derneginin bir çalismasina Ugur Keçecioglu
ve Ozan da gelmislerdi. Genç bir saz ekibi, Vasilâki'nin Kürdîlihicazkâr
Pesrevini (Kizneyi âhenginden) seslendirirken Ugur Bey ve ben elimizdeki
notalara bakarak solfej yapiyorduk. Ozan önce bizi engellemeye çalisti,
sonra o da solfeje eslik etmeye basladi. Fakat (eserin Teslim kisminin
basindan örnek vereyim) biz
Si - Re - Do - Re - Si - La - Sol - Fa - Sol - ...
diyorduk, o ise (hatirladigim kadariyla)
Do - Mi - Re - Mi - Do - Si - La - Sol - La - ...
diye okuyordu.
Notaya göre biz hakliydik, çikan seslere göre o...
Sonunda Ozan'a "O zaman var misin Çargâââh - Nevâââ - Hüseynîîî - ...
seklinde solfeje?" dedim ve ekledim: "Fakat o zaman çok uzun olur. Ça - Ne -
Hü - ... diye kisaltmak gerekir."
Çalismaya ara verildiginde, öteden beri Türk musikisinde ana makamin Rast
makami, dolayisiyle ana dizinin bu makamin dizisi olduguna inandigim için
önerimi "Raaast - Dügâââh - Segâââh - ...", yani "Ra - Dü - Se" olarak
düzelttim.
Izleyen günlerde bu konuyu NotaYaz haberlesme grubunda tartistik. Ömer
Tulgan öneriyi çok benimsedi ve bazi çalismalarinda kullandi. Ben Çagdas
Musiki Derneginde bir dönem katilimcilara bu yöntemle 'Ra-Dü-Se Solfeji'
yaptirdim. Ozan doktora tezinde, bazi degisiklikler yaparak konuyu
derinlestirdi. Ugur Bey ise öneriye tam isinamadi.
Yukarda verdigim örnek incelenince anlasilacagi üzere, konunun özü sudur:
Türk musikisinde sabit bir âhenk olmamasi basta olmak üzere birçok nedenle,
Do-Re-Mi solfeji bize uygun degildir. Kullandigimiz porte ve anahtarlari
Batidan aynen aldigimiza göre, onlarin bu konudaki kurallarina uymamiz
gerekir. Yani, bir sese sözgelimi "La" diyebilmemiz için, o sesin frekansi
440 Hz olmalidir. Bir yandan 495 Hz ses çikarip öte yandan ona "La" diye
eslik etmek yanlistir.
Bu gözle bakinca, su anda kullanmakta oldugumuz notalarla Do-Re-Mi solfeji
yapildigi takdirde hataya düsülmeyecek tek âhengin Mansur Neyi (veya
Nisfiyesi) oldugu görülür.
Gerçi dünyada Do-Re-Mi gibi hecelerin mutlak bir perdeyi anlatmadigini,
dizinin derecelerini ifade ettigini savunanlar vardir. Asagida görülecegi
üzere, 'Dü, Se ve Çar' hecelerinin 'Iki, Üç ve Dört' demek oldugu dikkate
alinirsa, önerimiz bu egilimle de oldukça uyusmaktadir.
Önerinin dayandigi ikinci gerekçe, "Do Majör gami Bati müzigi için ne ise,
Rast makami dizisi de Türk musikisi için odur" seklindedir:
1. Rast (Ra), 2. Dügâh (Dü), 3. Segâh (Se), 4. Çargâh (Ca), 5. Nevâ (Ne), 6.
Hüseynî (Hü), 7. Eviç (Ve).
Fakat, kullanimdaki milyonlarca basili nota nüshasi ve amatör - profesyonel
müzisyenlerimizin aliskanliklari gözönünde bulundurularak, Rast = Do degil,
Rast = Sol eslestirmesi benimsenmistir:
Ra = Sol, Dü = La, Se = Si, Ca = Do, Ne = Re, Hü = Mi, Ve = Fa#.
Esasen Rast, 12 âhenkten hangisinin seçildigine bagli olarak her nota ile
eslesebildigi için bunun bizce bir sakincasi da yoktur.
Birkaç noktaya daha dikkat çekmek istiyorum:
1. Üçüncü perde Bûselik degil Segâh, yedinci perde Acem degil Eviç'tir.
Segâh ve Eviç perdeleri basili notalarimizda birer ariza isareti ile
gösterildikleri halde özellikle böyle davranilmistir. Çünkü Rast makami
dizisinde Segâh ve Eviç perdeleri vardir; Bûselik ve Acem degil.
2. Türk musikisi sisteminde bir oktavda 24 (veya 17, ya da daha çok) perde
vardir. 7 adet hecenin bunlari karsilamaya yeterli olmayacagi düsünülebilir.
Gerçekte Bati müzigi için de benzer sorun geçerlidir. Onda da bir oktavda
7'den çok perde vardir. Bunun çözümü için iki yöntem kullanilmistir:
a) "Do - Di (Do Diyez) - Ra (Re Bemol) - Re - Ri (Re Diyez) - Ma (Mi Bemol)
- Mi - ..." seklinde solfej yapma... Özellikle 12 esit tamperamanin
benimsenmesinden önce denenen ve bir oktavda 17 degisik perdeyi adlandirmayi
mümkün kilan bu yöntem günümüzde pek kullanilmamaktadir.
b) Sesdes (enarmonik) olan Do Diyez - Re Bemol gibi perdeleri, yerine göre
yalnizca "Do" ya da "Re" seklinde adlandirmak.
Ra-Dü-Se solfejinde biz de kolaylik vb. unsurlari dikkate alarak (b)
sikkindaki çözümü tercih ettik. Buna göre, solfej sirasinda Bûselik'e de
Segâh'a da ... "Se" denilmesini öneriyoruz.
3. Çargâh'a "Ca", Eviç'e "Ve" denilmesine deneyimler sonunda karar verdik.
Örnek vermek gerekirse, Vasilaki'nin Kürdîlihicazkâr Pesrevinin solfeji bu
yöntemde söyle baslayacaktir:
Se - Ne - Ca - Ne - Se - Dü - Ra - Ve - Ra - ...
En önemlisi, icra hangi âhenkte olursa olsun, Do-Re-Mi solfejindekinin
tersine, ayni hecelerle solfej yapilmasinda hiçbir sakinca bulunmamasidir.
Türk musikisindeki perdelerin sabit birer frekansi olmamasi gerçegi de bunu
destekler. Yani, musikimizde kullanilan tüm ney ve nisfiyelerde bütün
delikler kapaliyken normal üfleme yapilinca çikan sese yüzyillardir "Rast"
denilmesi ne kadar dogruysa, bizce bu adlandirma da o kadar dogrudur.
Buna karsilik, simdi oldugu gibi hem 440 Hz'lik sese (Mansur âhenginde), hem
495 Hz'lik sese (Kiz âhenginde), hem 587 Hz'lik sese (Sipürde âhenginde),
hem 660 Hz'lik sese (Bolâhenkte), ... "La" demek gibi bir durum ortaya çikar
ki, bu en azindan mutlak isitme yetisinin gelismesini önler.
Çagdas Musiki Dernegindeki pilot çalismada, Dede Efendi'nin Rast Kâr-i
Nâtik'indan yararlanmistik. Ra-Dü-Se bir yana, hiç nota bilmeyenlerin de
katildigi derslerde her âhenk için ayri ayri notaya alinmis malzemeler
kullandik. Notalarin altinda 'Do', 'Re', 'Mi', ... heceleri de basiliydi.
Buna karsilik, su anda kullanilmakta olan Rast = Sol eslestirmeli bir temel
malzeme daha vardi ve bu nüshada notalarin altina 'Ra', 'Dü', 'Se', ...
heceleri basiliydi. Önce Mansur âhenginde hem Do-Re-Mi hem Ra-Dü-Se solfeji
yapiyorduk:
Sol - Sol - La - Si - Sol - ...
Ra - Ra - Dü - Se - Ra - ...
Sonra sözgelimi Kizneyi âhenginde icraya basliyorduk:
La - La - Si - Do - La - ...
Ra - Ra - Dü - Se - Ra - ...
Ayni Kizneyindeki gibi, Sipürdede ve Bolâhenkte de "Ra - Ra - Dü - Se - Ra -
..." solfeji degismiyordu, fakat Do-Re-Mi solfejlerinde sirasiyla
Do - Do - Re - Mi - Do - ...,
Re - Re - Mi - Fa - Re - ...
diyorduk. Yani temel malzememiz her âhenkte ayniydi.
Birçok açidan yararli olduguna inandigim bu Ra-Dü-Se solfejini, genis bir
kitle tarafindan da denenebilmesi için, yakinda kullanima sunacagimiz
Mus2okur programina bir özellik olarak ekledik. Program, veritabanindaki
1000 dolayinda eseri seslendirirken, Do-Re-Mi'ye ek olarak Ra-Dü-Se
solfejine iliskin heceleri 'karaoke' görünümünde hareketli olarak sergiliyor
ve eslik edilebilmesini mümkün kiliyor.
Ra-Dü-Se solfeji konusundaki olumlu - olumsuz görüslerini bizlerle
paylasacak sayin üyelere simdiden tesekkürlerimi sunarim.
M. Kemal Karaosmanoglu
4 Mayıs 2010 Salı
27 Nisan 2010 Salı
Makamlar ve Tasnifi
Makamlar ve Tasnifi
Dr. Emin Kılıç KALE
Makamın tarifi yok, usulün tarifi yok. Tarif ederler, boştur, boşa emek. Mesela Hicaz : işte do diyez alır, si bemol alır, bilmem ne. Hikaye bunlar. Makam öğrenilmez. Makam sindirilir. Makam, bilenden geçilir. Öğrenilmez. Buna dikkat edeceksiniz. Eser geçerken boyuna açıklama yapacağız. Açıklama yaparken makamı anlatmış olacağım. Ancak bu kadar bilgi verilebilir. Makam için behemehal ünsiyet ve sindirmek şart.
Ana-makamlar var. Öbürlerine makam denmez. Onlar şed makamlar, mürekkep makamlar ve rasgele tertip edilmiş makamlardandır. Mesela Beyati, ne şeddir, ne mürekkeptir. Karcığar da öyle. Ne olduğu belli değil.
Makamlar böyle dört kısma ayrılır : Ana makam, şed makam, mürekkep makam, tespit edilemeyen makam. Acem katiyen ana makam değildir. Acem Aşeyran, mürekkeptir, Mahur'un şeddidir. Uşak'ta dügah pes, segah pes. Amma ne kadar pes belli değil, yoksa olmaz.
Ahmet Avni Konuk hazretlerinin kim olduğu sonra anlaşılacak. Onun eserleri geçilmeden anlaşılmasına imkan yok.119 makam bu(Rast Kar-ı Natık) bestelediği. Onların güftesi kendinin, bestesi kendinin. Ve her güftede makam tarif ediliyor. Mesela : "Kavli de kaddi gibi rast olsa o mehveşin" diyor. Sevgilimin diyor -sevgiliyi izah ediyor- kavli de kaddi gibi düz olsa. Kavliden burada murat, olması icap eden dişi olsa. Benim sevgilimin güzelliği yani güzel olan sevgilim olması icap eden dişi seviyesine gelmiş olsa - kapalı, söylemez ki. Bana sır olarak söylenmiş. Mehveş, sevgili demektir. Kavil, söz, şahsiyet demektir - sevgilimin şahsiyeti gereken seviyede olsa idi "hiç bükülmezdi beli" yani onun için yaş bahis konusu olmazdı. "Üftade-i hasret keşin" onun aşıkı olan bir erkek için katiyen yaş bahis konusu olmazdı.
Bilmezler, ben daha bunu yeni geçiyor gibiyim. Bizim musiki öyle bir musikidir. Katiyen notaya falan gelmez, bir alemdir. Yani güfteler de böyle mana taşır.
Hüzzam makamı : "Sazın al aguşe." Sevgiliye hitap ediyor : göksüne sazını getir. "Mızrabın ile del sinemi" öyle mızrap çal ki ben, göksümün delindiğini his edeyim. "Nağme-i hüzzam ile def eyle gönlümden gamı" metafizik bakımından Hüzzam makamını tarif ediyor. Yani onu çalanın nağmeleri göksünü delecek, yani o kadar müessir makam demek istiyor.
Hümayun yine öyle : "yalnız bir ben miyim ey mahi meftunun senin- oldu cari aleme emri humayunun senin" Hümayun makamını izah ediyor. Bunun üç ismi daha var: Garip Hicaz, Hicaz Hümayun, Kervan Kıran. Hümayuna katiyen dayanılmaz. Hicaz amma bambaşka bir şeydir. Onu gösterebilmek için buselik makamını iyi bilmek lazım. Buselik makamı bilinmeden Hümayun yapılamaz. Çünkü buselik perdesi geçiyor. Oraya mahsus buselik var. Keza Isfahan geçilmeden Hümayun geçilmez. Bana böyle verdiler. Bunun dersi yok. Dinleye dinleye siner.
Acem Aşeyran, Yegah, bunları kullanan yok. Kaba hicaz keza. Bunlarsız olmaz. Mesela Hüseyni Aşeyran makamı katiyen geçilemez bu perdelere hakim olmadan. İşte Mevlana temas etmiş : "Neyzen ney üflemiyor, baş-pareden buseler almaktadır" diyor. Ben iyi bilirim Hacı Emin Dede öyle aşeyranlar yapar ki dudağı baş-pareye değiyor mu değmiyor mu katiyen belli değil. Ve aşeyran perdeleri o zaman meydana çıkar. Kabaları üflerken dudak başpareden hemen hemen sanki ayrılacak. Yoksa Hüseyni Aşeyran, Acem Aşeyran, Yegah çıkmaz.
Musiki makamları toptan üçe ayrılır :
1. Garami : Aşk üzerinde yürür, aşktan bahseder, aşkı ta'lim eder : Uşşak, Rast, Karcığar, Saba, Nevruz, Hicaz, Hüseyni, Hüzzam, Buselik, Yegah, Gerdaniye, Tahir, Suzinak, Araban, Eviç.
2. Tasviri : Nihavent başta gelir. Neveser, Şedaraban, Sultanı Yegah, Şehnaz, Muhayyer, Hicazkar, Hisar, Kürdi.
3. Dini : Dini makam demek dinden bahseden demek değildir. Garamilikte ileri. Baba Efendi bunun için, rutubeti fazla, derdi: Acem Aşeyran, Acem, Suzidil, Suzidilara, Maye, Mahur, Çargah, Isfahan, Segah, Bestenigar, Beyati.
Ana makam 13 tanedir: Rast, Nihavent, Suzinak, Mahur, Saba, Hicazkar, Uşşak, Isfahan, Hicaz, Hüseyni, Muhayyer, Segah, Eviçtir.
Bu tasnifi yapan Ahmet Avni beydir. Musikimizin geleceği sim-siyah karanlık. Batı musikisinin burada adını anmaya tenezzül etmem. Batı alemi bütün her şeysi ile beraber sıfırdır.
Ben halk musikisi tanımam, ben dergah musikisi tanırım. Ve dergah musikisi bütün beşere hitap eder.
Dr. Emin Kılıç KALE'nin özel sohbetlerinden derleyen: Ali SARIGÜL
http://musikiyolu.blogspot.com
Dr. Emin Kılıç KALE
Makamın tarifi yok, usulün tarifi yok. Tarif ederler, boştur, boşa emek. Mesela Hicaz : işte do diyez alır, si bemol alır, bilmem ne. Hikaye bunlar. Makam öğrenilmez. Makam sindirilir. Makam, bilenden geçilir. Öğrenilmez. Buna dikkat edeceksiniz. Eser geçerken boyuna açıklama yapacağız. Açıklama yaparken makamı anlatmış olacağım. Ancak bu kadar bilgi verilebilir. Makam için behemehal ünsiyet ve sindirmek şart.
Ana-makamlar var. Öbürlerine makam denmez. Onlar şed makamlar, mürekkep makamlar ve rasgele tertip edilmiş makamlardandır. Mesela Beyati, ne şeddir, ne mürekkeptir. Karcığar da öyle. Ne olduğu belli değil.
Makamlar böyle dört kısma ayrılır : Ana makam, şed makam, mürekkep makam, tespit edilemeyen makam. Acem katiyen ana makam değildir. Acem Aşeyran, mürekkeptir, Mahur'un şeddidir. Uşak'ta dügah pes, segah pes. Amma ne kadar pes belli değil, yoksa olmaz.
Ahmet Avni Konuk hazretlerinin kim olduğu sonra anlaşılacak. Onun eserleri geçilmeden anlaşılmasına imkan yok.119 makam bu(Rast Kar-ı Natık) bestelediği. Onların güftesi kendinin, bestesi kendinin. Ve her güftede makam tarif ediliyor. Mesela : "Kavli de kaddi gibi rast olsa o mehveşin" diyor. Sevgilimin diyor -sevgiliyi izah ediyor- kavli de kaddi gibi düz olsa. Kavliden burada murat, olması icap eden dişi olsa. Benim sevgilimin güzelliği yani güzel olan sevgilim olması icap eden dişi seviyesine gelmiş olsa - kapalı, söylemez ki. Bana sır olarak söylenmiş. Mehveş, sevgili demektir. Kavil, söz, şahsiyet demektir - sevgilimin şahsiyeti gereken seviyede olsa idi "hiç bükülmezdi beli" yani onun için yaş bahis konusu olmazdı. "Üftade-i hasret keşin" onun aşıkı olan bir erkek için katiyen yaş bahis konusu olmazdı.
Bilmezler, ben daha bunu yeni geçiyor gibiyim. Bizim musiki öyle bir musikidir. Katiyen notaya falan gelmez, bir alemdir. Yani güfteler de böyle mana taşır.
Hüzzam makamı : "Sazın al aguşe." Sevgiliye hitap ediyor : göksüne sazını getir. "Mızrabın ile del sinemi" öyle mızrap çal ki ben, göksümün delindiğini his edeyim. "Nağme-i hüzzam ile def eyle gönlümden gamı" metafizik bakımından Hüzzam makamını tarif ediyor. Yani onu çalanın nağmeleri göksünü delecek, yani o kadar müessir makam demek istiyor.
Hümayun yine öyle : "yalnız bir ben miyim ey mahi meftunun senin- oldu cari aleme emri humayunun senin" Hümayun makamını izah ediyor. Bunun üç ismi daha var: Garip Hicaz, Hicaz Hümayun, Kervan Kıran. Hümayuna katiyen dayanılmaz. Hicaz amma bambaşka bir şeydir. Onu gösterebilmek için buselik makamını iyi bilmek lazım. Buselik makamı bilinmeden Hümayun yapılamaz. Çünkü buselik perdesi geçiyor. Oraya mahsus buselik var. Keza Isfahan geçilmeden Hümayun geçilmez. Bana böyle verdiler. Bunun dersi yok. Dinleye dinleye siner.
Acem Aşeyran, Yegah, bunları kullanan yok. Kaba hicaz keza. Bunlarsız olmaz. Mesela Hüseyni Aşeyran makamı katiyen geçilemez bu perdelere hakim olmadan. İşte Mevlana temas etmiş : "Neyzen ney üflemiyor, baş-pareden buseler almaktadır" diyor. Ben iyi bilirim Hacı Emin Dede öyle aşeyranlar yapar ki dudağı baş-pareye değiyor mu değmiyor mu katiyen belli değil. Ve aşeyran perdeleri o zaman meydana çıkar. Kabaları üflerken dudak başpareden hemen hemen sanki ayrılacak. Yoksa Hüseyni Aşeyran, Acem Aşeyran, Yegah çıkmaz.
Musiki makamları toptan üçe ayrılır :
1. Garami : Aşk üzerinde yürür, aşktan bahseder, aşkı ta'lim eder : Uşşak, Rast, Karcığar, Saba, Nevruz, Hicaz, Hüseyni, Hüzzam, Buselik, Yegah, Gerdaniye, Tahir, Suzinak, Araban, Eviç.
2. Tasviri : Nihavent başta gelir. Neveser, Şedaraban, Sultanı Yegah, Şehnaz, Muhayyer, Hicazkar, Hisar, Kürdi.
3. Dini : Dini makam demek dinden bahseden demek değildir. Garamilikte ileri. Baba Efendi bunun için, rutubeti fazla, derdi: Acem Aşeyran, Acem, Suzidil, Suzidilara, Maye, Mahur, Çargah, Isfahan, Segah, Bestenigar, Beyati.
Ana makam 13 tanedir: Rast, Nihavent, Suzinak, Mahur, Saba, Hicazkar, Uşşak, Isfahan, Hicaz, Hüseyni, Muhayyer, Segah, Eviçtir.
Bu tasnifi yapan Ahmet Avni beydir. Musikimizin geleceği sim-siyah karanlık. Batı musikisinin burada adını anmaya tenezzül etmem. Batı alemi bütün her şeysi ile beraber sıfırdır.
Ben halk musikisi tanımam, ben dergah musikisi tanırım. Ve dergah musikisi bütün beşere hitap eder.
Dr. Emin Kılıç KALE'nin özel sohbetlerinden derleyen: Ali SARIGÜL
http://musikiyolu.blogspot.com
Ana makamlar

III. Sultan Selim Han döneminin büyük müzikolog ve bestekarı Şeyh Abdülbâki Nâsır Dede, 12 makamdan Zengüle, Zirefkend ve Büzürg'ü çıkararak, bunların yerine, Nihavend, Nişabur, Segâh, Saba ve Süzidilara makamlarını koymuş, esas sıralamayı değiştirmiş ve edvar-ı meşhurenin adedini de 14 olarak tesbit etmiştir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
